Vefatının 63. yıl dönümünde büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said-i Nursi

Ölümsüz eserleriyle, mücadeleyle geçen hayatıyla, İslami düşünce ve çevreler üzerinde bıraktığı silinmez izlerle zamana meydan okuyan Bediüzzaman Said-i Nursi bundan 63 yıl önce Şanlıurfa’da yaşamını yitirdi. Büyük düşünce ve dava insanı Said-i Nursi ölüm yıl dönümünde hürmetle anılıyor.

Vefatının 63. yıl dönümünde büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said-i Nursi
Vefatının 63. yıl dönümünde büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said-i Nursi
Haber albümü için resme tıklayın

İnsanlığın temel problem ve bunalımlarına İslam’dan yola çıkarak çeşitli çözümler ve formüller üreten Bediüzzaman Said-i Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa’da vefat etmişti. Said-i Nursi, düşünsel krizin sürdüğü tarihsel bir süreçte ortaya attığı özgün ve yeni fikirleriyle ses getirmişti. Talebeleri ve takipçileri tarafından ‘asrın müceddidi’ olarak nitelendirilen Said Nursi, hayatının büyük bir kısmını hapishanelerde ve sürgünlerde geçirmek zorunda kalmıştı. Nursi, bugün 190 ülkede 50 farklı dilde yayınlanan eserleriyle minnetle yâd edilmeye devam ediyor…


SAİD NURSİ KİMDİR? İLİMLE VE MÜCADELEYLE GEÇEN BİR HAYAT…

Said Nursi, 1878 yılında Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde yedi çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim görür. Keskin zekâsı ve güçlü hafızasıyla dikkat çeker. Öğrenmeye ve bilmeye olan merakı sayesinde geleneksel medrese eğitimini aşarak büyük bir birikime sahip olur. Genç yaşına rağmen kendisine ‘Bediüzzaman (çağın eşsiz güzelliği)’ lakabı yakıştırılır ve bu isimle anılır. Van’da teorik hazırlıklarını yaptığı, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı ‘Medresetü’z-Zehra’ isminde bir üniversite kurmak ister. Bunu temel bir misyon edinir ve bu projeyle İstanbul’a gidip bir takım girişimlerde bulunur fakat sonuç alamaz. Birinci Dünya Savaşı yıllarında bir alim olduğu halde talebeleriyle binlerce kişilik gönüllü bir milis alayının komutanlığını yaparak aktif bir rol alır. Bu yönüyle Batı Felsefesinin kurucusu Sokrates’i çağrıştırır. Yaşamı sorgulamayı ve erdemli olmayı öğütleyen Sokrates de bir filozof olmasına rağmen kaçmayı değil memleketi Atina için kalarak kavga etmeyi seçmişti.

Said Nursi, savaş esnasında iki yılı aşkın bir süre Rusya’da esir düşer. Daha sonra esaretten kurtulup döndüğünde kendisine, azminden dolayı Harp Madalyası verilir ve Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye azası olarak atanır. Nursi, 1926 yılından itibaren ülkede meydana gelen sorunlardan dolayı çeşitli tarihlerde farklı şehirlere gönderilir. Uzun yıllara yayılan sürgün ve hapis hayatı sırasında 300 kadar ayeti tefsir ettiği meşhur Risale-i Nur külliyatını kaleme alır.


BİLDİK EZBERLERİ BOZDU, İSLAMİ TEORİYE YENİ BİR SOLUK GETİRDİ

Modern dünyaya sırt çevirmeyen Bediüzzaman, yaşadığı çağın öğretilerini ve gelişmelerini de dikkate alarak yeni bir yöntem izledi. Saltanat, meşrutiyet ve cumhuriyet devirlerinin üçüne de tanık olan Said Nursi, fikirsel serüveni boyunca değişiklikler gösterse de onda değişmeyen tek şey ‘en esaslı düsturum’ diye nitelediği hürriyet kavramıdır. “İstibdat ne şekilde olursa olsun, sille vuracağım”, “Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam” gibi veciz sözleriyle zorun, zorbalığın, tahakkümün ve baskının her türlüsüne karşı çıkmasıyla bilindi. Doğduğu çağda İslam toplumları fikri, siyasi ve iktisadi açıdan üstünlüğünü kaybetmişti. Öte yandan kapitalizmin doruk noktasına ulaştığı hem nimetlerini sunduğu hem de kanlı ve karanlık tarafını gösterdiği tarihi bir dönemeçti. Pozitif bilimlerin geliştiği dinlerin sert ve sistematik bir eleştiriye tabi tutulduğu böylesi bir ortamda yetişen Said Nursi, doğal olarak bu duruma kayıtsız kalmayacaktı. Büyük toplumsal kargaşanın içinde Kur’an’ı Kerim’in özüne, hikmet ve hakikatlerine dayanarak ‘evrensel bir kurtuluş reçetesi sunmak’ gayesiyle hareket etti. Görüşlerinin merkezine “iman-itikat” meselesini koyarak siyasal bir ideolojiye dönüştürmeyen Nursi bu yönüyle ihvan hareketi gibi ‘İslami’ oluşumlardan ayrışır. Bunun yanında modern bilimleri kabul ederek talebelerini öğrenmeleri için teşvik eder. “Bizim düşmanımız cehalet, zaruret (fakirlik), ihtilaftır (çatışma).” diyerek bunların; bilim, sanat, zanaat ve teknoloji ile aşılabileceğini vurgular. Bediüzzaman’a göre ilimsiz din topal, dinsiz ilim kördür. Bilim ve din, insanın var olabilmesi için vazgeçilmez iki temel ihtiyaç ve olgudur, bu ikisi bir arada yoğrulduğunda hakikat ortaya çıkar. Ayrılırsa birinden taassup (yobazlık) diğerinden hile ve şüphe ortaya çıkar. Biri bir diğerine tercih edilemez. Aksi takdirde insan ruhu ve kişiliği parçalanır.


Öte yandan Said Nursi batıyı doğrudan karalayan toptancı bir yaklaşım sergilemez. Batı’nın insanlığın yararına ürettiği değerlere karşı olmamakla birlikte kuru bir taklitçiliğe, yabancılaşmaya, kültürel yozlaşmaya da karşı çıkmıştır. Adalet ve imtiyazsız toplum vurgusunu çok sık yapan Said Nursi birçok yönden ‘istibdat’ eleştirisi yapar ve bunu zulmün temeli olarak ele alır. Demokrasiyi insanlığın ortak akılla icat ettiği, ihtiyaçlara cevap veren bir idare şekli olarak değerlendiren Nursi, bunun İslam’da yer alan “istişare, meşveret, şura” gibi kavramlarla ele alınması veya Kur’an’ın esasları çerçevesinde iyileştirilmesi gerektiğini vurgular.


URFA’DA GEÇEN SON GÜNLERİ VE VEFATI

Bediüzzaman Said Nursi, kendisine refakat eden bazı talebeleriyle 20 Mart 1960 tarihinde Isparta’dan ayrılarak Urfa’ya doğru yola çıkar. Bilindiği gibi Urfa; Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra en mukaddes şehirlerden biri olarak kabul ediliyor. Dolayısıyla büyük İslam alimi Said Nursi’nin son günlerini Urfa’da geçirme isteğinin tesadüfi olmadığı belirtiliyor. Nursi, Urfa’ya vardığında İpek Palas Oteli’nde kalır. Urfa’da geçirdiği üç gün boyunca ziyaretçi akınına uğrayan Nursi, 23 Mart’ta hayata gözlerini yumar. Cenaze merasimi büyük bir kalabalık eşliğinde gerçekleşir. Cenazesi Ulu Camide kılınan namazdan sonra Halilürrahman Dergah’ında kendisine ayrılan yere defnedilir. O anlara dair detayları Urfalı gazeteci Naci İpek fotoğraflamıştı.


KABRİ DE KADRİ DE BİLİNMİYOR…

Bediüzzaman’ın vefatından yaklaşık iki ay sonra 27 Mayıs 1960’ta ülkede askeri bir darbe oldu. İdareyi ele geçiren Milli Birlik Komitesi hükümeti Said Nursi’nin kabrinin nakledilmesine karar verdi. Farklı kaynaklarda yer alan anlatıma göre 11 Temmuz 1960 tarihinde Balıklıgöl ve çevresinde askeri tertibat alındı. Bediüzzaman’ın naaşı bulunduğu yerden çıkarılarak bir tabuta konuldu ve 12 Temmuz’da uçakla Afyon’a oradan da Isparta’ya götürüldü. Ancak buna ilişkin daha sonra günümüze kadar gelen birçok iddia ileri sürüldü. Nursi’nin naaşının bilinmeyen bir yere defnedildiği belirtiliyor. Mezarının yeri, hala çözülemeyen bir muamma olarak tartışılmaya devam ediyor.


Bediüzzaman Said-i Nursi’nin görüşleri sadece fikir adamlarını değil çeşitli dini aktörleri de etkilemiştir. Bunun yanı sıra birçok sözü popülerleşip gündelik hayata da sirayet etmiştir. Buna karşın birçok araştırmacıya göre Bediüzzaman henüz sosyal bilimciler tarafından pek keşfedilmemiş ve yeterince anlaşılmamıştır. Eserleri ise tahlil edilmeye, tartışılmaya ve anlaşılmaya muhtaçtır. Şahsiyetiyle, fikirleriyle İslam tarihine ve düşünce dünyasına damga vuran Said Nursi’nin bir mütefekkir olarak hak ettiği ilgiyi ve kıymeti yeterince görmediği vurgulanıyor.

Haber: Vedat AK

Edessa TV Haber Merkezi

23 Mar 2023 - 15:30 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Edessa TV Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Edessa TV hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Edessa TV editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Edessa TV değil haberi geçen ajanstır.